Ruyalar... İyi bir sey gordugumuzde olacagina inandigimiz, kotu bir sey gordugumuzde ise hayra yordugumuz yahut inanmadigimiz ruyalar... Freud a gore bilincalti, ruya yorumlarina gore bir olayin habercisi , bizlere goreyse umudun ve umutsuzlugun gostergesi.
Sizleri bilmem ama benim inandigim , inanip uzuldugum kimi zamansa sevincten icime agrilar girmesine neden olan tanrinin en kucuk gosterileri ruyalar. Bazen bakiyorum her sey kotu gidiyor yalnizca tek bir sey yolunda, hemen o tek tutundugum seyi kaybettigimi goruyorum ruyamda. Elimden aliniyor, icimden aliniyor, icim parcalaniyor ve sesim cikmiyor. Hickirik seslerimi duyuyorum, o korkunun tumunu hissediyorum. Diyorum ya parcalaniyorum. Sabah uyandigimda kendime gelene kadar, islak kirpiklerimle bakiyorum cevreme. Siginiyorum birkac guzel ana ve unutmaya calisiyorum beni uzen goruntuleri... "ruyaydi o'' diyorum. ''O bir ruyaydi, sevdigin ve inandigin her sey hala senin ellerinde, senin icinde'' diyorum. Gecmiyor o korku, gecmiyor o yenilmislik.
İnsan asik oldugunda hep mi boyle olur? Bir ona mi tutunur? Bir onu mu kaybetmekten korkar boylesine? Uzun suredir , bana gore cok uzun suredir bu korku var icimde. 13 aydir... Biri gelip alacak saniyorum, biri gelip tum mutlulugumu, tum dayanagimi, tum guzel olann yanlarimi alacak saniyorum. Kaybedecegim ve kaybetmekten korktugum her seyimi kaybettim yahut kaybetmenin esigine geldim ben. Ve son tutundugum dali kirmaktan, son umut ettigim ve bana umut vaad eden ve ''ask'' diye seslendigim o adamdan gitmek zorunda birakilmaktan korkuyorum. Size de oluyor mu bu? Sizde gordugunuz kucuk bir dusten korkup hayal ettiginiz duslerin elinizden alacagina mi inaniyorsunuz? Bir ben degilim degil mi bu korkak?
Hayat...
Ellerime umutlar yagdiran sonra ayni umutlari bir ruzgarla yerle bir eden, ama icime hep bir korku ve o korkunun icine umut ekleyen hayat... Tutundugum son dali alma olur mu? Birak ona tutunup nefes alayim... Birak birazda ben mutlu olayim.
-bulut
15 Mart 2013 Cuma
4 Mart 2013 Pazartesi
Sessiz huzun. Sessiz ciglik.
Bir kosede hayata tutunmaya calisiyorum. Bir yerden devam etmeye cabaliyorum. Ama cabaladikca batan, cirpindikca su yutan,su yuttukca nefes alamayan o kisi benim... Birileri tarafindan degil, bariz hayat yuzunden sinanan, sinandikca yanlislar yapan, yaptikca yok olan o kisi... Cunku hala umutlu ve hala istekliyim.
Ama dayanamiyorum. Ben dayanmaya , ayakta durmaya calistikca, hayallerimdeki gibi yasamaya calistikca, kaderde benimle birlikte yarisiyor. Benim ugrastigim her seyi kenara itip, daha onemli meseleler cikariyor karsima.
Ben babasiz buyuyen kizlardanim. Sokakta kosup dustugu icin yaralanan, sonra o yaralari babasina opturup geciren cocuklardan olmadim ben. Babasi yuzunden dusen, yaralanan,kanayan ve o yaralari sokaktakilere gosterenlerden oldum hep. Istekleri onune serilip, "al yasa! mutlu ol" denilenlerden degildim. Isteklerim icin, mutlu olmak icin hep cabaladim. Zor zamanlarim oldu... Ama atlattim. Annem vardi benim... Hayattaki en buyuk mucizem, en buyuk dayanagim ve en buyuk sebebim o oldu. Universiteyi kazanip sehir disina gittigimde, ilk yaptigim yemek yanip agladigimda, dayanamiyorum dedigim her noktada o vardi. Iki senenin sonunda hayallerimi hatirlayip, "ben daha iyi bir hayat istiyorum" deyip, geri dondugumde, kimse yanimda olmayip beni "simarik" buldugunda, hayatta en cok deger verdigim dostlarim birer birer gittiginde, kalp kiriklarim buyuyup beni bambaska ve taniyamadigim, tanismaktan cekindigim o insan yaptiginda da o vardi...
Sonra yeni bir sinav koydu hayat onume. Onu benden almak istedi, ona aci cektirdi... benim
sirtimi, hayatimi, mutlulugumu dayadigim ilk ve tek insani da almak istedi benden. Kabul etmedim, yakistiramadim hic ona bu hastaligi... O anneydi. Anneler hastalanamazdi. Anneler cocuklarini yalniz birakmazdi. Herkes gidebilir, herkes beni durduk yere uzebilir, beni aglatabilir icimi acitabilirdi... Ama annem hep vardi ve hep olmaliydi.
Zor bi cocuktum ben, zor bir kardes, zor bir arkadas ve zor bir sevgili... Icinden cikamadigim ve kimseye yukleyemedigim kirginliklarim vardi. Kirildikca kirar ve bu yuzden de yalniz kalirdim... Hic istemesemde , yalnizligima sarilir aglardim ama annem her seyu kolaylastirirdi. Guc verirdi.
Simdi korkuyorum ve herkes korkmamam gerektigini soyluyor. Kimse nasil oldugumu, neden boyle oldugumu sormuyor. Insanlar "buyutme" diyor. Beni buyuten tek insani kaybetmeye yakin oldugumu kimse gormuyor... Herkes sadece felaketlere uzuluyor. Ama benim felaketimin "kaybetme korkusu " oldugunu kimse gormuyor. Hep oldugunu bildigin, hep varligini hissedip , seni ayakta tutan o seyin bir gun gidebilecegini gosteren hayata olan kizginligimi kimse anlamiyor.
Hayat oyle zor ve yipratici ki...
Hayat oyle cok almayi seviyor ki..
Hayat beni yalniz birakmak icin oyle ugrasiyor ki...
Uzuluyorum...
-bulut.
Ama dayanamiyorum. Ben dayanmaya , ayakta durmaya calistikca, hayallerimdeki gibi yasamaya calistikca, kaderde benimle birlikte yarisiyor. Benim ugrastigim her seyi kenara itip, daha onemli meseleler cikariyor karsima.
Ben babasiz buyuyen kizlardanim. Sokakta kosup dustugu icin yaralanan, sonra o yaralari babasina opturup geciren cocuklardan olmadim ben. Babasi yuzunden dusen, yaralanan,kanayan ve o yaralari sokaktakilere gosterenlerden oldum hep. Istekleri onune serilip, "al yasa! mutlu ol" denilenlerden degildim. Isteklerim icin, mutlu olmak icin hep cabaladim. Zor zamanlarim oldu... Ama atlattim. Annem vardi benim... Hayattaki en buyuk mucizem, en buyuk dayanagim ve en buyuk sebebim o oldu. Universiteyi kazanip sehir disina gittigimde, ilk yaptigim yemek yanip agladigimda, dayanamiyorum dedigim her noktada o vardi. Iki senenin sonunda hayallerimi hatirlayip, "ben daha iyi bir hayat istiyorum" deyip, geri dondugumde, kimse yanimda olmayip beni "simarik" buldugunda, hayatta en cok deger verdigim dostlarim birer birer gittiginde, kalp kiriklarim buyuyup beni bambaska ve taniyamadigim, tanismaktan cekindigim o insan yaptiginda da o vardi...
Sonra yeni bir sinav koydu hayat onume. Onu benden almak istedi, ona aci cektirdi... benim
sirtimi, hayatimi, mutlulugumu dayadigim ilk ve tek insani da almak istedi benden. Kabul etmedim, yakistiramadim hic ona bu hastaligi... O anneydi. Anneler hastalanamazdi. Anneler cocuklarini yalniz birakmazdi. Herkes gidebilir, herkes beni durduk yere uzebilir, beni aglatabilir icimi acitabilirdi... Ama annem hep vardi ve hep olmaliydi.
Zor bi cocuktum ben, zor bir kardes, zor bir arkadas ve zor bir sevgili... Icinden cikamadigim ve kimseye yukleyemedigim kirginliklarim vardi. Kirildikca kirar ve bu yuzden de yalniz kalirdim... Hic istemesemde , yalnizligima sarilir aglardim ama annem her seyu kolaylastirirdi. Guc verirdi.
Simdi korkuyorum ve herkes korkmamam gerektigini soyluyor. Kimse nasil oldugumu, neden boyle oldugumu sormuyor. Insanlar "buyutme" diyor. Beni buyuten tek insani kaybetmeye yakin oldugumu kimse gormuyor... Herkes sadece felaketlere uzuluyor. Ama benim felaketimin "kaybetme korkusu " oldugunu kimse gormuyor. Hep oldugunu bildigin, hep varligini hissedip , seni ayakta tutan o seyin bir gun gidebilecegini gosteren hayata olan kizginligimi kimse anlamiyor.
Hayat oyle zor ve yipratici ki...
Hayat oyle cok almayi seviyor ki..
Hayat beni yalniz birakmak icin oyle ugrasiyor ki...
Uzuluyorum...
-bulut.
16 Şubat 2013 Cumartesi
1 yil 5 gunluk
Huznunu anlatiyor da insan ; mutlulugu anlatmaya kelime bulamiyor. Tam 370 gun olmus sen geleli. Sicacik ve ask dolu gecen onca gun...
Bana mutlulugu ogreten, ezberleten adam.
Beni sarip sarmalayan adam.
Gitmeyen ve nefesini sevdigim adam,
Ellerimi isitan adam,
Gitme
Bak iyiyiz biz boyle.
-bulut
Bana mutlulugu ogreten, ezberleten adam.
Beni sarip sarmalayan adam.
Gitmeyen ve nefesini sevdigim adam,
Ellerimi isitan adam,
Gitme
Bak iyiyiz biz boyle.
-bulut
28 Aralık 2012 Cuma
Çok mu fazla bu sitem
Yağmur yağıyor,
Gökyüzü ıslak,
Gökyüzünden düşen bin parça.
Ağlıyorum,
Yüzüm ıslak,
Yüzümden düşen bin parça.
Yağmur damlaları soğuk...
Gözyaşlarım sıcak, çok sıcak.
İçim sıkılıyor bazen, nerede ve neden olduğumu unutuyorum. Kelimelerin ardına sığınıyorum kimi zaman, sonra bir ses geliyor, uzaktan... Ama pek bir yakından.
"Kelimelerle can acıtmak dışında bir şey yapamazsın. "
Canım acıyor. Kelimelerim kırılıyor. Anlamlarını ve varoluşlarının sebeplerini unutuyorlar. Yüreğim sıkışıyor, ellerim titrek, başım dönüyor. Sonra bir başka ses, aynı ses, ama daha karmaşık.
" Anlamıyorum. Bu kadar karmaşık konuşma"
Halbuki konuşmuyorum, sadece yazıyorum. Yazdıklarım sıkıcı, can sıkıcı...
Duydularımdan bir farkı yok sözlerimin.
Yürüyorum, nereye gittiğimin önemi yok.
Biliyorum, neyi bildiğimin önemi yok.
Hissediyorum..
" Yalnızca senin hislerin yok !"
-bulut
Gökyüzü ıslak,
Gökyüzünden düşen bin parça.
Ağlıyorum,
Yüzüm ıslak,
Yüzümden düşen bin parça.
Yağmur damlaları soğuk...
Gözyaşlarım sıcak, çok sıcak.
İçim sıkılıyor bazen, nerede ve neden olduğumu unutuyorum. Kelimelerin ardına sığınıyorum kimi zaman, sonra bir ses geliyor, uzaktan... Ama pek bir yakından.
"Kelimelerle can acıtmak dışında bir şey yapamazsın. "
Canım acıyor. Kelimelerim kırılıyor. Anlamlarını ve varoluşlarının sebeplerini unutuyorlar. Yüreğim sıkışıyor, ellerim titrek, başım dönüyor. Sonra bir başka ses, aynı ses, ama daha karmaşık.
" Anlamıyorum. Bu kadar karmaşık konuşma"
Halbuki konuşmuyorum, sadece yazıyorum. Yazdıklarım sıkıcı, can sıkıcı...
Duydularımdan bir farkı yok sözlerimin.
Yürüyorum, nereye gittiğimin önemi yok.
Biliyorum, neyi bildiğimin önemi yok.
Hissediyorum..
" Yalnızca senin hislerin yok !"
-bulut
22 Kasım 2012 Perşembe
Bir Bulut
Ağlamak...
Sahi, size göre de güçsüzlüğün simgesi mi?
Ben öyle düşünmüyorum... Öyle anlar oldu ki kendimi tuttuğum, bırakamadığım, dizlerim titrese de dimdik durduğum... Şimdi bakıyorumda içimi delip geçen, yaralar açan olaylara değil de gözyaşlarıma direnmişim ben o zamanlar da, sahip olduğum tek şeye gözyaşlarıma direnmişim. Keşke ağlasaymışım diyorum şimdi, keşke bağıra bağıra kendimi yerlere ata ata ağlasaymışım. Güçsüz gözükmemek adına, gücüme direnmişim çünkü. Sırf kendimi güçlü sanabilmek için gücümü yitirmişim.
Gözyaşı...
Tuzlu,
Islak,
Çok fazla...
Siz hiç yağmur damlalarını sımsıkı tutan bulut gördünüz mü? İşte ben o buluttum. Şimşekler çakıyordu içimde, derinlerde bir yerlerde, hiç yağmadım, hiç boşaltmadım içimi... Şimdilerde sağnak yağışlara gebeyim, bir bir peydah ediyorum. Bir bir. İkilemelerin ardına sığınmış bir bulutum ben, adım gözlerimde. Gözlerim yaşlarla dolu. Ne kadar yaş varsa içimde, ne kadarına sahipsem akıtıyorum, arınmak adına. Kendi gücümle arınıyorum !
Her ağladığımda yağmurlar yağıyor seninle benim şehrime,
Her ağladığımda yağmurlar yağdırıyorum üzerimize, bereket niyetine.
Ben yaşlı bir bulutum sevgilim, bir bulut... Bir yağmur bulutu...
Ağlıyorum, kırgınlıklarımızın üstüne,
Seni seviyorum diye diye.
Ellerin ellerimde, gidiyoruz gökyüzüne....
Bırakma sevgilim, aşk hep bizimle.
-bulut
Sahi, size göre de güçsüzlüğün simgesi mi?
Ben öyle düşünmüyorum... Öyle anlar oldu ki kendimi tuttuğum, bırakamadığım, dizlerim titrese de dimdik durduğum... Şimdi bakıyorumda içimi delip geçen, yaralar açan olaylara değil de gözyaşlarıma direnmişim ben o zamanlar da, sahip olduğum tek şeye gözyaşlarıma direnmişim. Keşke ağlasaymışım diyorum şimdi, keşke bağıra bağıra kendimi yerlere ata ata ağlasaymışım. Güçsüz gözükmemek adına, gücüme direnmişim çünkü. Sırf kendimi güçlü sanabilmek için gücümü yitirmişim.
Gözyaşı...
Tuzlu,
Islak,
Çok fazla...
Siz hiç yağmur damlalarını sımsıkı tutan bulut gördünüz mü? İşte ben o buluttum. Şimşekler çakıyordu içimde, derinlerde bir yerlerde, hiç yağmadım, hiç boşaltmadım içimi... Şimdilerde sağnak yağışlara gebeyim, bir bir peydah ediyorum. Bir bir. İkilemelerin ardına sığınmış bir bulutum ben, adım gözlerimde. Gözlerim yaşlarla dolu. Ne kadar yaş varsa içimde, ne kadarına sahipsem akıtıyorum, arınmak adına. Kendi gücümle arınıyorum !
Her ağladığımda yağmurlar yağıyor seninle benim şehrime,
Her ağladığımda yağmurlar yağdırıyorum üzerimize, bereket niyetine.
Ben yaşlı bir bulutum sevgilim, bir bulut... Bir yağmur bulutu...
Ağlıyorum, kırgınlıklarımızın üstüne,
Seni seviyorum diye diye.
Ellerin ellerimde, gidiyoruz gökyüzüne....
Bırakma sevgilim, aşk hep bizimle.
-bulut
31 Ekim 2012 Çarşamba
Sevgi
Eğer ondan mutluluğu çizmesini isteseydim, beni çizerdi...
Oysa benim için mutluluk onun aynadaki yansımasından ibaretti.
Bir kış mevsiminde çıktı karşıma...
Bir kış gecesi... Siz hiç gece vakti güneş gördünüz mü? Kocaman bir ışık huzmesi gibiydi... Beni yörüngesine alıyor, onunla birlikte aynı yörüngede akıp gidiyordum. İçimi ısıtıyordu. Daha önce içimi bu denli ısıtan bir güneş görmemiştim. Daha önce bedenimi bu denli yakından kavuran, beni susuz bırakan bir nesne görmemiştim yeryüzünde. Ve ben sanırım daha önce hiç güneş görmemiştim... Kalbim acıyordu, durdurmak istiyordum kendimi, bu atışları. Beynimi yerinden söküp atmak istiyordum. İçim sıcacık, dudaklarım susuzdu...
Dokunuyordu,
Acıtmadan... İçime, dışıma, mahrem yerlerime; Kalbime dokunuyordu. Farkında değildi, yarınıma, bugünüme, dünüme, geleceğime, mideme dokunduğunun. Nasılda seviyordum onu, nasılda kadınlaşıyordum ona her baktığımda. Küçücük bedenim devleşiyordu, sesim büyüyor, gözlerim parlıyor, saçlarım ışıldıyordu. Onu tanımadan önce kendimi kadın sanışlarıma kızıyordum, onu tanımadan önce minicik bir kız çocuğu olduğumu göremeyişime kızıyordum.
Mevsimler geçiyor, mevsimler geçtikçe daha çok seviyordum onu. Aşk dudaklarımda, tenimde, yüreğimde ve yaşamımın her yerindeydi. Aşkla dans ediyordum. Aşk belimden kavrıyor, saçlarımı savuruyordu. Ayaklarımı hissetmiyordum.
Hayat akıp gidiyordu, ben de gidiyordum, günler de. Hiçbir şey durmuyordu yerinde, hiçbir şey olduğu yerde ve sabit kalamıyordu. İnsanlar ölüyordu, insanlar doğuyordu, güneş batıyor, ay doğuyordu. Birileri bir yerlerde kavga edip ayrılıyor, birileri bir yerlerde aşık oluyordu. Her şey değişiyordu... Gidiyordu... Şehirler, evler , otobüs durakları... Hepsi gidiyordu. Bir o kalıyordu geriye. Yerli yerinde, olanca sevgisiyle, olanca sevgimle...Öylesine işlemişti ki içime, öylesine bedenimdeydi ki, dünyanın en güzel sevişmesi bile az kalıyordu. Yüreği yüreğime giriyordu. Yüreği yüreğime bütün olunca, bedeni bedenim oluyordu.
Seviyordum.
Kendimi kırarak, canımı acıtarak, içimi kanırtarak, hayallerimi doyurarak, gülerek, kahkahalara boğularak seviyordum. Hiç bitmeyecek gibi, hep varmış gibi...
Suyu sevdiğim gibi seviyordum onu. Onsuz yapamıyordum. Elimi, kolumu sevdiğim gibi seviyordum onu... Bedenim gibi. Benim gibi...
Yüreği hep yüreğimde gibi.
-bulut
Oysa benim için mutluluk onun aynadaki yansımasından ibaretti.
Bir kış mevsiminde çıktı karşıma...
Bir kış gecesi... Siz hiç gece vakti güneş gördünüz mü? Kocaman bir ışık huzmesi gibiydi... Beni yörüngesine alıyor, onunla birlikte aynı yörüngede akıp gidiyordum. İçimi ısıtıyordu. Daha önce içimi bu denli ısıtan bir güneş görmemiştim. Daha önce bedenimi bu denli yakından kavuran, beni susuz bırakan bir nesne görmemiştim yeryüzünde. Ve ben sanırım daha önce hiç güneş görmemiştim... Kalbim acıyordu, durdurmak istiyordum kendimi, bu atışları. Beynimi yerinden söküp atmak istiyordum. İçim sıcacık, dudaklarım susuzdu...
Dokunuyordu,
Acıtmadan... İçime, dışıma, mahrem yerlerime; Kalbime dokunuyordu. Farkında değildi, yarınıma, bugünüme, dünüme, geleceğime, mideme dokunduğunun. Nasılda seviyordum onu, nasılda kadınlaşıyordum ona her baktığımda. Küçücük bedenim devleşiyordu, sesim büyüyor, gözlerim parlıyor, saçlarım ışıldıyordu. Onu tanımadan önce kendimi kadın sanışlarıma kızıyordum, onu tanımadan önce minicik bir kız çocuğu olduğumu göremeyişime kızıyordum.
Mevsimler geçiyor, mevsimler geçtikçe daha çok seviyordum onu. Aşk dudaklarımda, tenimde, yüreğimde ve yaşamımın her yerindeydi. Aşkla dans ediyordum. Aşk belimden kavrıyor, saçlarımı savuruyordu. Ayaklarımı hissetmiyordum.
Hayat akıp gidiyordu, ben de gidiyordum, günler de. Hiçbir şey durmuyordu yerinde, hiçbir şey olduğu yerde ve sabit kalamıyordu. İnsanlar ölüyordu, insanlar doğuyordu, güneş batıyor, ay doğuyordu. Birileri bir yerlerde kavga edip ayrılıyor, birileri bir yerlerde aşık oluyordu. Her şey değişiyordu... Gidiyordu... Şehirler, evler , otobüs durakları... Hepsi gidiyordu. Bir o kalıyordu geriye. Yerli yerinde, olanca sevgisiyle, olanca sevgimle...Öylesine işlemişti ki içime, öylesine bedenimdeydi ki, dünyanın en güzel sevişmesi bile az kalıyordu. Yüreği yüreğime giriyordu. Yüreği yüreğime bütün olunca, bedeni bedenim oluyordu.
Seviyordum.
Kendimi kırarak, canımı acıtarak, içimi kanırtarak, hayallerimi doyurarak, gülerek, kahkahalara boğularak seviyordum. Hiç bitmeyecek gibi, hep varmış gibi...
Suyu sevdiğim gibi seviyordum onu. Onsuz yapamıyordum. Elimi, kolumu sevdiğim gibi seviyordum onu... Bedenim gibi. Benim gibi...
Yüreği hep yüreğimde gibi.
-bulut
22 Ekim 2012 Pazartesi
Yok oluş
Kelimelerin içimdeki yansıması , bedenime yayılışı ve oradan çıkıp yüreğime saplanışı arasında bir tatlı su balığının su yüzeyine çıkıp nefes alışı kadar kısa bir mesafe var. Bir kirpik boyu yol alıyor hislerim yüreğimi acıtmadan önce. Bir kirpiğin reflekslere dayanarak kıpırdanışı kadar hafif, sonsuza kadar asla kıpırdamayacağını bilecek kadar hüzünlü benim hikayem...
Ne zaman başladı ruhumun bu hastalığı? Ne zaman başladı dur durak demeden beynimin her kıvrımını acıtan düşüncelerim ? Yaralarımı görmeye ne zaman başladım da onlara böylesine sırt çevirmeye programlandı kalbim? Bilmiyorum... Tek bildiğim, hayatla gerçek, gerçekle hayal arasında bir yerlerde kendi evrenimi yarattığım. Tek bildiğim henüz çok küçükken ellerimi yukarı kaldırıp, direnişim. Tek bildiğim, bildiklerim kadar güçsüz olduğum.
Müziğin sesini duyuyor musunuz? Sonsuza kadar açık sesinin yüksekliği kulaklarımı tırmalıyor. Daha önce hiç duymadığım bir tür çalıyor kulaklarımda. Bağırışlar, kavgalar, kahkahalar, küçük sürprizler, mutluluklar, gözyaşları, heyecan, acı, rahatlama... Uysallık ve direniş. Hepsini harmanlayıp, kulaklarımın içine doldurmuşlar sanki. Müzik hiç kapanmıyor, o kulaklarımda hep çalıyor... Bazen kendimi kaptırıp dans ederken buluyorum bedenimi... Gittikçe hızlanıyor. Ellerim ayaklarım birbirine dolanıyor. Yok oluyorum... Uzay boşluğunda dans ediyorum, gidiyorum, ama sonu yok... Gidiyorum, ama nereye gittiğimi bilmiyorum. Ruhumun gıdası değil bu... Ruhum aç, bedenim yorgun...
Bacaklarımı karnımı çekerek ağlamaya, düşünmeye başlayalı çok oldu. Ana rahminde aldığım cenin pozisyonu bir dejavu gibi her gün, her an ve her saat benimle birlikte. Ama ana rahmindeki kadar güçlü değilim. Nerede kesildi kordon bağlarım? Nerede kesildi nefes alışım? Küçücük bir su birikintisi içindeyim, o su birikintisinin içinde fırtınalar kopardığım sanılıyor... Oysa ben boğuluyorum, kimse görmüyor.
Mutluluk...
Tadı damağımda olan tek şey sanırım. Aynı özgürlük gibi. Bulunca kaybedilen şeylerden, sahip olunca yitirilen şeylerden biri. Yitirmemek için tırnaklarımı geçirdiğim, tırnaklarımla zarar verdiğim, kanattığım, yaralar açtığım şey. Mutluluk ! Benim mutluluğum.... Ve içimde gittikçe yükselen aşk... Benim aşkım...
Sürükleniyorum.
Nereye olduğunun bir önemi yok. Küllerinden doğmak benim için fazla cüretkar bir cümle olurdu... Biliyorum. Ancak neden her seferinde yeniden doğuyorum? Neden her seferinde sıfır noktasından yükseliyorum? Ve neden her seferinde bulutlardan, sıfır noktasına çarpıyorum? Çarptıkça kırılıyorum, kanıyorum.
Sağduyumu ve kontrol mekanizmamı yavaş yavaş kaybediyorum...
İç ve dış etkenler beni yok ediyor. Bir oksijen tüpünün içindeyim. Nefes alamıyorum. Benim için yapılacak hiçbir şey yok...
Yok oluyorum...
Bulut.
Ne zaman başladı ruhumun bu hastalığı? Ne zaman başladı dur durak demeden beynimin her kıvrımını acıtan düşüncelerim ? Yaralarımı görmeye ne zaman başladım da onlara böylesine sırt çevirmeye programlandı kalbim? Bilmiyorum... Tek bildiğim, hayatla gerçek, gerçekle hayal arasında bir yerlerde kendi evrenimi yarattığım. Tek bildiğim henüz çok küçükken ellerimi yukarı kaldırıp, direnişim. Tek bildiğim, bildiklerim kadar güçsüz olduğum.
Müziğin sesini duyuyor musunuz? Sonsuza kadar açık sesinin yüksekliği kulaklarımı tırmalıyor. Daha önce hiç duymadığım bir tür çalıyor kulaklarımda. Bağırışlar, kavgalar, kahkahalar, küçük sürprizler, mutluluklar, gözyaşları, heyecan, acı, rahatlama... Uysallık ve direniş. Hepsini harmanlayıp, kulaklarımın içine doldurmuşlar sanki. Müzik hiç kapanmıyor, o kulaklarımda hep çalıyor... Bazen kendimi kaptırıp dans ederken buluyorum bedenimi... Gittikçe hızlanıyor. Ellerim ayaklarım birbirine dolanıyor. Yok oluyorum... Uzay boşluğunda dans ediyorum, gidiyorum, ama sonu yok... Gidiyorum, ama nereye gittiğimi bilmiyorum. Ruhumun gıdası değil bu... Ruhum aç, bedenim yorgun...
Bacaklarımı karnımı çekerek ağlamaya, düşünmeye başlayalı çok oldu. Ana rahminde aldığım cenin pozisyonu bir dejavu gibi her gün, her an ve her saat benimle birlikte. Ama ana rahmindeki kadar güçlü değilim. Nerede kesildi kordon bağlarım? Nerede kesildi nefes alışım? Küçücük bir su birikintisi içindeyim, o su birikintisinin içinde fırtınalar kopardığım sanılıyor... Oysa ben boğuluyorum, kimse görmüyor.
Mutluluk...
Tadı damağımda olan tek şey sanırım. Aynı özgürlük gibi. Bulunca kaybedilen şeylerden, sahip olunca yitirilen şeylerden biri. Yitirmemek için tırnaklarımı geçirdiğim, tırnaklarımla zarar verdiğim, kanattığım, yaralar açtığım şey. Mutluluk ! Benim mutluluğum.... Ve içimde gittikçe yükselen aşk... Benim aşkım...
Sürükleniyorum.
Nereye olduğunun bir önemi yok. Küllerinden doğmak benim için fazla cüretkar bir cümle olurdu... Biliyorum. Ancak neden her seferinde yeniden doğuyorum? Neden her seferinde sıfır noktasından yükseliyorum? Ve neden her seferinde bulutlardan, sıfır noktasına çarpıyorum? Çarptıkça kırılıyorum, kanıyorum.
Sağduyumu ve kontrol mekanizmamı yavaş yavaş kaybediyorum...
İç ve dış etkenler beni yok ediyor. Bir oksijen tüpünün içindeyim. Nefes alamıyorum. Benim için yapılacak hiçbir şey yok...
Yok oluyorum...
Bulut.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)